Sokrates’ten Kropotkin’e Erdem Etik ve İlk Erdem Öğretisi Neden Erdem

thumbnail

Sokrates’ten Kropotkin’e Erdem

Arete, Türkçe’ye erdem olarak çevrilse de, Latince pek çok farklı anlamı içinde barındırmaktadır. “Her varlığın kendine özgü fonksiyonu en iyi biçimde yerine getirme” olarak tanımlanır. Kimi zaman mükemmellik olarak tanımlansa da, bireyi oluşturan “iyi” özelliklerin tümü şeklinde bir karşılığının olduğu söylenebilir. Erdem her ne kadar; özellikle Nietzche’den beri evrim geçirse de, bireyi ve toplumu anlamak ve buna yönelik belirlemeler yapmak açısından önemlidir. Bu yazıda; erdem çevirisini kullanacak ve erdeme dair ilkçağ felsefesinden hareketle küçük bir sorgulama yapacağız.

Etik ve İlk Erdem Öğretisi

Arete ilk, Homeros’un Odysseia eserinde bir yarı tanrı Reksenor’un kızı olarak geçer. Homeros’tan sonra areteyi ilk kez kullanan, Sokrates’tir. Eski Yunan filozoflarının doğaya yönelik geliştirdikleri felsefi anlayışlara karşın Sofistlerle birlikte ortaya çıkan ve gelişen; insana ve topluma dair felsefi sorgulamalar olmuştur. Bu anlamda Sokrates, sofistlere karşı önemli eleştiriler yapsa da Sofistler gibi bireye ve topluma yönelmiştir. Ancak Sokrates’in felsefe tarihindeki önemi, şüphesiz ki etiğin (ahlak felsefesi) kurucusu olmasıdır. Bu nedenle, Sokrates’in yaşadığı M.Ö 5. yüzyıl, etiğin altın çağı olarak da nitelendirilebilir.

Sokrates’te Erdem

Sokrates’e göre erdem kişinin ulaşabileceği en yüksek değerdir. Ancak erdemin ne olduğunu bilmeden, erdemden söz etmek pek mümkün değildir. Diyaloglar ile bir araştırma/sorgulama yöntemi geliştiren Sokrates’in en nihai amacı erdemli bir insan olabilmektir.

“Söyler misin Sokrates, erdem öğretilebilir mi ya da erdemli yaşamakla mı elde edilir? Yoksa öğrenmekle, yaşamakla değil de doğuştan veya başka yoldan mı gelir?” diye başlar Menon diyaloğu. Bu soruya Sokrates’in ilk cevabı; “(..)Gelgelim onun öğrenilip öğretilemeyeceğini bilmek şöyle dursun; ne olduğundan bile haberim yok.” olur. Diyaloğun sonunda erdemin ne olduğuna dair kesin bir cevap verilmezken; diyalogdan erdemin bilgi olduğu anlaşılmaktadır. Erdemli olabilmek için, “bildiğini sanma” yanılgısından kurtulup gerçek bilgiyi edinmek gerekir. Gerçek bilgi duyularla elde edilebilen, her zaman değişiklik gösteren bir yanılsama (doksa) değil, her daim geçerli olan bilgidir (episteme). Bunun yanı sıra, bilginin de neyin bilgisi olduğu önemlidir. Kişinin karakter ve davranışlarına yönelik bilgiler erdemli bir insanı yaratacaktır. Gorgias diyaloğunda Sokrates; “haksızlıkların en büyüğünün” kötülük görmek olduğunu düşünen -ünlü sofist Gorgias’ın öğrencisi- Polos’a haksızlıkların en büyüğünün kötülük etmek olduğunu kanıtlamıştır. Bir bakıma Sokrates’in erdemi; iyi ve doğru olandan, gerçek cesaretten ve bilgiden yana olmaktır.

Platon’da Erdem

Sokrates’in öğrencisi Platon da ilk dönem diyaloglarında Sokrates’in düşüncelerine tamamen katılmakta ve bu öğretiler doğrultusunda ilk sistemli siyaset felsefesini yaratmaktaydı. Platon’un erdem kavramına ilişkin yaklaşımında farklı olan, erdemi ahlak felsefesinden siyaset felsefesine de taşımış olmasıdır. Onun varlık felsefesi ise; her varlığın öz bir işlevi olduğu düşüncesine dayanır ve işlevini gereği gibi yerine getiren varlık, erdemli olarak değerlendirilir.

Platon’a göre erdem kendinde bir kavram olmakla birlikte kendinde olan başka kavramlarla da ilişkilidir. (İleride Platon, Sokrates’in de kullandığı bu kendinde kavramını idea olarak şekillendirecektir.) Yani erdemin parçaları vardır. Bunlardan birisi ılımlılıktır, genellikle ölçülülük olarak kabul edilir. Ölçülülük ancak bilginin getirisiyle akılsızlıktan kurtularak ve dünyevi arzuları bırakarak gerçekleşebilir. Bu dünyevi duygulardan biri olan öfkeye karşı kişinin eylemesi gereken bir başka erdem, yürekliliktir. Yani cesaret. Cesaret ise bir duruma veya eyleme “gözü kara” bir şekilde girmek değil, doğruluğa ve iyiliğe dair olanı yapmaktır. Ve son olarak bilgi ise ölümsüz tini getirir. Bu üç erdeme sahip olma durumunda ve her birinin birbiriyle ahenk içerisinde olmasında ise adalet ortaya çıkar. Yani adalet, diğer erdemlerden üstün bir konumdadır. (Antik Yunan kültüründe bu dört erdem kardinal erdemler olarak adlandırılır.)

Aristoteles’te Erdem

“Adalet yalnızca erdemin bir parçası değil, bütünüdür.”- Aristoteles – Politika

Platon’un öğrencisi Aristoteles, kurduğu felsefi sistem ile pek çok noktada Platon’un tersine bir yaklaşım geliştirse de onun erdem kavramına ilişkin yaklaşımı Platon’a benzerdir. Platon’la benzer şekilde erdemi yalnız etiğin içerisinde değil, siyaset felsefesinde ele alır. Nikhomakhosa’a Etik’te insanın en yüksek amacının mutluluk olduğunu söyleyen Aristoteles etik ile politikanın birbirinden ayrılamayacağını vurgulamıştır. Ahlak kapsamında ele aldığı erdemler; adalet, cesaret, cömertlik, dostluk gibi, iki aşırı uç arasında doğruyu ortada bulmanın erdemleridir. Burada Aristoteles, Platon’un erdeminden etkilenmiştir. Ahlaki erdemler haricinde dionetik erdemler olarak adlandırdığı erdemler; entelektüel faaliyete bağlı olan erdemlerdir. Bu erdemlerden phronesis en yalın ifadesiyle pratik bilgelik olarak çevrilir. İnsanlar için iyi ve kötüyle ilgili şeylerde kurallardan yararlanmaktır. Tekhne sanata dair erdemler, episteme ise bilgiye dair eylemleri ele alır. Sophia ise felsefi, teorik, en yüksek bilgeliktir ve erdemlerin en önemlisidir. Çünkü insanın en yüksek yetisi olan akıl ve aklın da yüksek faaliyeti olan “kuramsal temaşa”ya dayanırlar. Aristoteles’te erdem yalnızca bir olgu değil, aynı zamanda eylemlerin bir sonucudur da. Bu da onun erdemi sorumlulukla ele aldığını gösterir.

Neden Erdem

İnsana, insan davranışlarına yönelik önemli felsefi sorgulamalar yapan Sokrates, ardından gelen ilk sistemli felsefenin kurucusu Platon ve Eski Yunan’ın en büyük filozofu kabul edilen Aristoteles, ardından gelen Epikürcüler, Stoacılar, Septikler… Neden felsefi sorgulamalarının en önemli teması erdem olmuştur? Şüphesiz bu soruya dair yazılabilecek onlarca sayfalık bir yazı ve filozofları bu sorgulamalara iten tarihi nedenler var.

Eski Yunan filozoflarından yüzyıllar sonra, 19. ve 20. yüzyıllarda yaşamış, devrimci anarşist Kropotkin’in de konusu olmuştur “etik”. Kropotkin’in tüm deneyimlerini bir görüş etrafında şekillendirdiği; bilimsel, felsefi ve sosyolojik görüşlerinin özeti niteliğindedir. Ahlak öğretilerinin gelişiminde Eski Yunan’ın önemini vurgularken, bu felsefi geleneğin ahlakı metafiziksel ve spiritüalist bir bakış açısında çevirmesini eleştirir. Yine de, ahlak için çok önemli bir filozofa, Sokrates’e katılarak ondan alıntı yapar: “Erdem, Tanrılardan gelen bir vahiy değil, neyin hakikaten iyi olduğuna, insanın başkalarını baskı altına almasındansa adaletli davranarak yaşayabilmesini, yalnızca kendinin değil toplumun da iyiliğini sağlayanın ne olduğuna dair rasyonel bir bilgidir.”

Bugünün ahlak değerleri bireyin davranışlarına ve toplumun iyiliğine yönelmek bir yana; dinin, devletin ve kapitalizmin değer yargılarıyla şekillendirilmiştir. Hangi dine mensup olursa olsun kurallarını yerine getiren, devletin dayattığı ilişki biçimini kabullenen ve sahiplenen, herkesin üzerine basarak daima kendi çıkarı doğrultusunda hareket etmeyi “liberalizm”le ilişkilendiren bireylerden ve bu bireylerin yarattığı toplumun değer yargılarından ibarettir.

Tam da bu bireye ve topluma dair değer yargılarının geliştiği ve ivme kazandığı dönemde etik ve erdem Kropotkin gibi büyük bir devrimcinin konusu olmuştur. Çünkü ahlaktan ve ahlaki erdemlerden söz edebilmek için yalnızca bireye değil topluma ilişkin düşünmek gerekir. İktidarlı ilişkilerle sarılı, otorite ve mülkiyete dayalı toplumlarda erdemden söz etmek bugün “idealar dünyası”na inanmak gibidir!

“Etik” kitabı bundan açıkça bahsediyor olsa da şöyle der Kropotkin; “Biz ki caniyiz, herkes için ekmek, adalet ve özgürlük istiyoruz.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back To Top