Ontoloji veya Varlık Felsefesi, genel olarak “gerçek” olan her şey için geçerli olacak şekilde varlık üzerine akıl yürütmeyi kapsamaktadır. Varlık Felsefesi, Aristoteles tarafından Metafizik kitabında “İlk Felsefe” olarak ifade edilmiştir. Latince “ontologia” terimi (varlık bilimi), Alman filooz Jacob Lorhard (Lordhardus) tarafından isabetli bir şekilde ortaya atılmış ve ilk olarak Ogdas Scholastica adlı eserinde 1606 yılında kullanılmıştır. Ontoloji, Alman rasyonalizt Filozof Christian Wolff‘un Latince yazıları popüler hale geldikten sonra da yaygın olarak Felsefenin Varlık Felsefesi dalında kümelenen fikirleri ifade etmek amacıyla kullanılmıştır.

Varlık Felsefesinin Tarihi ve Kapsamı

Wolff; ruh, beden veya Tanrı üzerine özel metafizik teoriler ile bütün her şey üzerine fikir ifade etmede kullanılan genel metafizik veya ontolojiyi karşılaştırmıştır. Wolff, ontolojinin apriori bir disiplin olduğunu ve varlıkların özünü ortaya çıkarabileceğini iddia etmiştir. Bu görüşü daha sonra on sekizinci yüzyılda David Hume ve Immanuel Kant tarafından sert bir şekilde eleştiriye de maruz kalmıştır. Yirminci yüzyılın başlarında, ontoloji terimi Fenomenoloji düşüncesinin kurucusu Edmund Husserl tarafından benimsenmiştir.

Husserl, Wolff’un “genel metafizik” yaklaşımını formel ontoloji olarak ifade ederken bunu özel bölgesel ontolojilerle karşılaştırmıştır. Husserl fenomenolojisinde ontolojiler genel olarak doğa, matematik, doğa, kültür ve din üzerine akıl yürütmeyi içermektedir. Yenilenen eleştiri ve mantıksal pozitivizm olarak bilinen metafizik karşıyı yaklaşımın gölgesi altında, Varlık Felsefesi veya ontoloji Amerikan filozof W.V.O. Quine tarafından yirminci yüzyılın ortasında yeniden canlandırılmıştır. Yirminci yüzyılın sonunda, çoğunlukla Quine’in çalışmalarının sonucunda, Ontoloji yeniden felsefe açısından merkezi disiplinlerden biri haline gelmiştir.

Ontoloji tarihi yoğunlukla temel ve genellikle uzun süren ve varlığın ne olduğuna dair bitmek tükenmek bilmeyen tartışmaları içermektedir. Bu tartışmalar; varlık, kimlik, öz, olasılık, parça, bütün, nesne, ilişki, gerçeklik ve dünya gibi temel kavramlar, durumlar ve disiplinin kendi yöntemlerinin yansımalarını da içerir. Tipik ontolojik bir tartışmada, bir filozof grubu bir nesne kategorisinin varlığını doğrularken (realistler), diğer grup ise bu şeylerin bulunduğuna karşı çıkar ve yok sayarlar (antirealistler). Bu kategoriler içinde ise Formler, evrenseller, maddi olmayan düşünceler, düşünceden bağımsız bir dünya, olası ancak gerçek olmayan nesneler, özler, hür irade, ve Tanrı gibi soyut veya idealleri içermektedir. Felsefe Tarihinin büyük çoğunluğu da aslında Varlık Felsefesi içerisinde bulunan ontolojik tartışmalardır.

Varlık Felsefesi Soruları (Ontolojik Sorular)

Ontolojik tartışmalar ortaya çıktığında, genel olarak tekrarlayan şekillerde benzer sorular üzerine eğilir. Temel soru, tabii ki “X var mıdır?” sorusudur. Temel soruya getirilen negatif yanıtlar, genellikle söz konusu bu şeylerin bulunmadığını açıklamaya yönelik girişimlerle birlikte gelmektedir. Sorunun onaylayıcı bir şekilde yanıtlanması durumunda ise, daha sonra birkaç soru daha oluşmaktadır. Örneğin, söz konusu X veya X’ler zihin ve dilden bağımsız olarak var olmakta mıdır (objektif olarak) veya bu X’ler bir şekilde zihin ve dile bağlı mıdır (öznel veya öznelerarası bir şekilde). Bu şeyler oluşturulmuş mudur? Temel ve gerçekliğin indirgenemez bileşenler midir? Ya da başka şeylere indirgenebilirler mi? Örneğin, bin yıllık evrenseller tartışmasında, realistler zihinden bağımsız evrenlerin varlığını onaylarken, konseptüalistler ise evrensellerin zihne dayalı ve zihin tarafından oluşturulan varlıklar olduğunu iddia ederler. Thomas Hobbes gibi ılımlı nominalistler ise bu şeylerin kelimeler veya dile dayalı varlıklar olduğunu iddia etmişler; aşırı nominalistler ise evrensellerin hiçbir şekilde var olmadıklarını belirtilerler. Modern Platoncular ise, evrensellerin temel veya kendine özgü (sui generis) olarak varolduklarını belirtirken diğerleri ise evrensellerin dizgelere indirgenebileceğini düşünürler.

Genel olarak, temel olarak farklı nesnelerin varlığına inanan bir filozofun zengin bir ontolojiye sahip olduğu düşünülürken yalnızca bazı tür nesnelerin varlığına inanan bir filozof için ise düşük ontolojiye sahip olduğu belirtiler. Zengin ontolojiye sahip olan düşünürler; maddi olmayan Formler ile maddi varlıkları da tanıyan Platon ile gerçek nesnelerle birlikte salt olası ve hatta imkansız olan nesnelerin de varlığını kabul eden Alexius Meinong örnek olarak gösterilebilir. Zayıf Ontolojiye sahip düşünürler ise yalnızca özellikleri ve özünde bu özellikleri barındıran maddeler ile birlikte birkaç ilişkiyi kabul eden Ockhamlı William ve yalnızca şeyleri (maddi nesneleri) ve matematik dizgeleri kabul eden Quine gibi filozoflardır.

Varlık Felsefesinin Yöntemleri

Ontolojinin yöntemleri, ontolojist düşünürlerin kendi disiplinlerini neye dayandırdığına ve disiplinlerin neye dayanmasını istediklerine göre değişkenlik göstermektedir. Yirminci yüzyıldan itibaren en yaygın yöntem, mantıksal veya linguistik yöntemdir. Bu yöntem anlam veya referans kuramlarına dayanmaktadır. Tipik olarak, bu yöntemi yansıtan temel kategorilerin listesi yakın olarak geniş linguistik kategorilere denk gelme eğilimi gösterir. Örneğin, madde (isim), özellik (sıfat), ilişki (geçişli eylem) ve şartların durumu (cümle). Bununla birlikte, mantıksal lignuistik yöntemin kısıtlılığı söz konusu dilin doğal veya formal semantik analizinin değiştirilerek oluşturulan ontolojinin değiştirilebilmesinin mümkün olmasıdır.

Fenomenoloji

Diğer ontolojik yöntemler ise Husserl ve Meinong’un insanın varlığı üzerine analizine dayalı fenomenoloji fikrine, Martin Heidegger’in Dasein kavramına ve epistemoloji veya bilgi felsefesine dayanmaktadır. Husserl ve Meinong, nesnelerin temel kategorilerinin söz konusu nesnelerin kavradığı çeşitli zihinsel etkinlikleri yansıttığını belirtmektedirler. Dolayısıyla, zihinsel etkinliklere denk gelen dört temel nesne tipi bulunmalıdır:

  • İdeleştirme
  • Yargı
  • His
  • İstek

Heidegger ise insan varlığı ontolojisinin madde veya form gibi Aristoteles kavramları üzerine dayandırmanın yanlış olduğunu belirtir. Ona göre, bunlar yalnızca yapay olgular için kullanılabilir.